Uzman Psikolog Nil Özen'in kaleminden yazılar

Yazılarım

Her Şeyi Yapıyorum Ama Çocuğum Ders Çalışmıyor!

Kendi hayatımızdan, isteklerimizden, keyfimizden vazgeçip çocuğumuza verdiğimiz emeklerin boşa gittiğini görmek kocaman bir hayal kırıklığı yaşatır anne babalara.
Halbuki biz hep onlara, onlar için yaptıklarımıza odaklanırız, yapmadıklarımıza değil. Peki neleri yapmıyoruz?

Çok küçük yaşlarında öğrenebilecekleri “ araştırarak öğrenme” ve bundan “keyif almayı” öğretmek yerine onları sadece gerekli şeyleri öğrenmeleri konusunda yönlendiriyoruz. Önce ödevlerini yapsın sonra vakit kalırsa uğraşsın bir şeylerle cümlesini duyar gibiyim. Halbuki ders çalışabilmek için merak duygusunun gelişmesi gerekiyor. Öğrenmenin temelinde araştırma ve öğrenme merakı yatıyor.

Öğrenecekleri şeylerin hayatlarında ne işe yarayacağını öğretmek yerine sadece ezberleyip yüksek notlar almalarını bekliyoruz. Siz hiç yapmayacağınız ve tadının nasıl olacağını bilmediğiniz bir yemeği ne kadar sıklıkta öğrenmeye ve yapmaya çalışırdınız? On üç yıl dener miydiniz? Evet sonunda üniversite sınavı var ama bir çocuk hayatının on üç yılını ne işe yarayacağını bilmediği matematiğe neden harcasın? Eğer çocuk bir dersin öğretilmesinin amacını bilmezse o dersi çalışmak konusunda isteksiz olacağı gibi zorla yaptığı için de başarı gösteremez. 

Hayatlarının bizimki gibi olmaması gerektiğini anlatırken, onların aslında bizim hayatımıza alıştıklarını ve içinde yaşadıkları hayatlarını zannettiğimiz kadar kötü görmediklerini biliyor muyuz? Oysa ki bir çocuk yüksek adaptasyon yeteneğiyle doğar ve içine doğduğu yaşam standartlarını olduğu gibi kabullenir. Biz eğer hayatımızı değiştirmek adına kendimize bir şeyler katmıyorsak, gelişmeye ve değişmeye çalışmıyorsak, çocuğumuz da o çok küçük yaşlarından itibaren yaptığı gibi aynen bizi taklit eder. Çocuklar bizi çalışırken göremezler ve bizi gördükleri zamanlarda da kitap okumak, yeni bir şeyler öğrenmeye çalışmak, düşüncelerimizi, duygularımızı paylaşmak yerine dizi, maç, yarışma programı izliyorsak, telefonumuz ve sosyal medyamız olmadan hareket edemiyorsak; çocuk da zamanını telefon, tablet ve bilgisayar oyunlarıyla geçirir. Unutmayın, onların hayatlarındaki en önemli varlıklar bizleriz ve kendilerine en çok bizi örnek alıyorlar. 

Günlerinin büyük bir kısmını geçirdikleri okul ortamında neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini,  neler düşündüklerini sormak yerine derslerinin nasıl geçtiğini ve aldıkları notları soruyoruz. İşten eve döndüğünüzde size sadece ne kadar yüksek bir performansla çalıştığınız ve ne kadar kazandığınız dışında bir şey sorulmasa ne hissederdiniz? Duygusal varlıklar olan çocuklar sosyal kaygılar yaşamaya başladıklarında ruhsal dünyalarıyla birlikte ders başarıları da bozulmaya başlar. Onların birer insan olduğu gerçeğini göz ardı edip onları karneleri ve sınav sonuçlarıyla değerlendirdiğimizde çocuklarımızla aramıza büyük ve bazen de kapanmayacak mesafeler girer. Bu nedenle çocuklarımızla derslerden önce duygularını, düşüncelerini, korkularını, kaygılarını, arkadaş ilişkilerini, fark ettiği ve öğrendiği şeyleri konuşmalıyız.

Ve gelelim ödül ceza sistemine…

Ders çalışmanın onların faydasına olduğunu, eğer ders çalışıp iyi bir iş sahibi olamazlarsa yaşayacakları hayatın ne kadar zor olacağını, sorumluluk almazlarsa mutsuz olacaklarını anlatırken, yani kendi davranışlarının aslında kendi hayatlarını belirleyeceğini öğretirken; başarılarına ödüller, başarısızlıklarına cezalar sunmak çocuğa neyi öğretir sizce? İleride kendi hayatına sahip çıkmayı değil, sadece ödül kazanmak ve cezadan kaçınmak için ders çalışması gerektiğini öğrenir çocuk. Çok istediği telefona ulaşmak için ders çalışır, elinden telefonu alınmasın diye ders çalışır. Bunlara ulaştığında da hevesi kaybolur. Sonrasında biz de onlara çok isteyecekleri ve bunun uğruna ders çalışacakları yeni şeyler bulmaya çalışırız. Peki bizim amacımız neydi?